Unutulmuş ilahı hiç görmedim. Bana bu öyküleri büyükannem anlattı ama unutulmuş ilahı o da hiç görmemiş. Onun büyükannesi de, büyükannesinin büyükannesi de, bin kuşak gerideki büyükannesi de görmemiş. Onun efsaneleri artık sadece, üstünde balık kızartılan ateşlerin etrafında yenen yemeklerde hatırlanıyor. Atalarımızın soyağacında ne kadar geri gidersek, öyküler o kadar gerçek oluyor.”
Çocuklar bitkin başlarını biraz daha kaldırıyorlar. Alevler yanaklarında dans ediyor ama gözleri acıyla dolu.
“İlahlar çevremizde, göklerde, topraktaki çatlaklarda ve yıldızların örtüsünün ardında yaşarlar. Lütuflarını istememiz, varlıklarını kabul etmemiz ve yaptığımız işlerde adlarını anmamız yeterlidir. Örneğin, denize açıldığınızda hava o kadar soğuk olur ki gözleriniz yuvalarında donar. Gerçekten bak! Oysa denizciler yüzlerine iç yağı sürüp, asıl adı artık unutulmuş olan Fokların Anası'nı anarlarsa, dondurucu okyanus rüzgârlarından korunurlar.
“Volibear gibi bazıları da efsanelerinin unutulmasına razı gelmedikleri için dünyamızda gezinmeye devam ederler. Ursinler gibi Volibear de takipçilerinden kurban ister ve onları itaat etmeye zorlar...”
Çocukların hepsi bu yarı insan yarı ayı hilkat garibelerinin öykülerini duymuş. Hepsi korkuyla ateşe yanaşıyor.
“Peki küçüklerim, sonra ayı postlu fırtınagetirenden de bahsederiz ama adı ne kadar az anılırsa o kadar iyi.”
Büyükannem, “Ateşe yanaştılarsa, ağzının içine bakıyorlardır,” derdi.
“Onun yerine, size ilk doğan ilahın öykülerini anlatacağım...”

I: TOPRAĞIN ŞEKİL ALMASI
Ornn, kız ve erkek kardeşleri arasında ilk doğanmış. Doğar doğmaz dövüşmek için dayanılmaz bir istek duymuş ve kendini dünyaya atmış. Ne var ki bir türlü dişine göre bir rakip bulamamış. Ağaçlar hemen kırılan, çok güçsüz hasımlarmış. Buz dağları o dokunur dokunmaz eriyerek denize kaçıyormuş.
Sonunda öfkesine yenik düşüp bir dağa yumruk atmış. Dağ yıkılmamış. Ornn buna çok sevinmiş ve Freljord'u şöyle dostça bir güreş tutmaya davet etmiş.
Ornn Freljord'la güreşirken toprakta bir sürü göçük ve çukur açmış. Böylece Freljord bugün bildiğimiz halini almış. Ovalara kafa atarak dağlar yapmış ve yumruk ata ata derin vadiler açmış. Ornn yorulduğunda Freljord topraklarına bu şahane kapışma için teşekkür etmiş. Toprak bunun karşılığında alev alev yanan bir çukur açarak Ornn'a kalbini göstermiş. Ornn bu kalbin, kendisi gibi ateşten bir koç olduğunu görünce kıvanç duymuş. Freljord toprakları Ornn'u saygıya layık bularak ona sırlarını açmış. Ona değişimin öğesi olan ateşin, ilksel alevlerinin gücünü hediye etmiş.
Ornn, güreşin oluşturduğu yer şekillerine bakıp başıyla onaylamış. Fena olmamış doğrusu. Sonra Ornn, kendine alet ve silah yapmaya başlamış.
Atalarımı mutlu etmiş olmalıyım ki tam şu anda hafif hafif kar atıştırıyor. Narin kar taneleri çocukların kürklü kapüşonlarına konuyor. Çocuklar onları yakalamak için dillerini çıkarıyorlar.
“Biliyor muydunuz, eskiden Freljord'da kar yağmazmış?” diyorum onlara. Çocuklar şaşırıyor. “Gerçekten. Burası her zaman dünyanın en soğuk yeriymiş ama ilk ortaya çıktığında fırtına bulutu diye bir şey yokmuş. Havada her zaman kupkuru, acı bir soğuk varmış...”

II: KAR NASIL OLDU
Freljord'un bu bulutsuz ve soğuk ilk günlerinde Ornn kendine bir ev yapmış. Evini en kaliteli keresteden yapmış elbette. Bu şahane ev, üç vadi boyunca uzanıyormuş. Üç vadi boyunda bir ev. Aklınız alıyor mu? Ornn, görkemli Boynuz Konağı'nı bitirdikten sonra işine alıcı gözüyle şöyle bir bakmış.
“İyi oldu,” demiş. Bunlar daha dilin icat edilmesinden önceki devirler olduğundan, bu çok büyük bir iltifatmış.
Ancak yaptıkları, kardeşi Anivia'yı kızdırmış. Çünkü Ornn, evini yapmak için Anivia'nın tünemeyi en sevdiği ağaçları kesmişmiş. Anivia da Ornn'a bir ders vermeye karar vermiş.
Ornn uyurken Anivia onun yatak odasının penceresinden içeri süzülmüş. Tüylerinden biriyle Ornn'un burnunu gıdıklamış. Ornn öyle bir hapşırmış ki yatak örtüleri alev almış! Örtüler yüzünden odanın olduğu kat tutuşuvermiş! Anivia çok telaşlanmış, kaçmak için kanat çırpmaya başlamış. Oysa kanatlarının kuru Freljord havasında oluşturduğu rüzgârla, yangın daha da büyümüş. Boynuz Konağı kısa süre içinde alevlere gömülmüş.
Yangın günlerce sürmüş. Küllerinden gökyüzü kararmış. Elbette Ornn, yangın boyunca fosur fosur uyumuş. Uyandığında kendini bir kül yığınının üstünde bulmuş. Keyfi çok kaçıkmış çünkü uykusunu iyi alamamış. Anivia'nın yaptıklarından ise haberi yokmuş. Hatta Anivia, işin aslını ona hiçbir zaman anlatmamış.
“Ornn evinin aldığı hasara bakarak "Kendi işimi övdüm, bak başıma neler geldi," demiş. “Bir daha asla kendimi övmeyeceğim. İşimin kalitesi kendi kendini belli edecek.”
Ornn böylece yeni evini yapmaya koyulmuş. Bu seferkinin yanmaz olmasını istiyormuş. Kendine bir kürek, bir kaldıraç, bir de çatal yapmış. Bu araçlarla maden arayacak, devasa sütunları yerinden oynatacak ve en sevdiği yemek olan enfes baharatlı kirazları yiyecekmiş.
null badge
Çalışmış, çabalamış, maden cevherlerini çekiciyle döve döve şekillendirmiş. Sonunda ortaya kapkara bir dağ çıkmış. Dağın içinde, dünyanın derinliklerinde yanan ilksel ateşi kullanan kocaman bir demirci ocağı varmış. Ornn Ocak-Yuva'sını çok beğenmiş. Fakat içerisi, onun bile rahat edemeyeceği kadar sıcakmış.
O da denizden dağa kadar uzanan bir hendek kazmış. Fokların Anası da denizin soğuk sularının hendeğe dolup Ocak-Yuva'yı serinletmesine izin vermiş. Evden koskoca buhar bulutları yükselmiş. Dağın, Ornn'un rahat edebileceği kadar soğuması üç gün sürmüş. O üç günde, nehre dönüşen hendeğe dolan okyanus birkaç santim alçalmış.
Üçüncü günün sonunda sulardan o kadar çok buhar çıkmış ki sürekli mavi olan gökyüzü giderek kararan gri bulutlarla lekelenmiş. Bu bulutlar bir araya gelip soğudukça ağırlaşmışlar ve sonra içleri karla dolup taşmış.
Yüz yıl boyunca kar yağmış. İşte bu yüzden, Freljord'da hâlâ bu kadar çok kar vardır.
Çocuklardan biri kaşlarını çatarak bana bakıyor. “Ornn dünyaya bu kadar çok şey yaptıysa, onun hakkındaki öyküleri neden sadece sen biliyorsun?” diye soruyor. Bunu soran küçük bir kız ama daha şimdiden o kadar çok sıkıntı çekmiş ki saçlarına birkaç tutam ak düşmüş.
“Bu soruyu yanıtlayan bir öykü de var," diye karşılık veriyorum. “Dinlemek ister misiniz?”
Cevabı, çocukların hevesli yüzlerinden alıyorum.

III: ÜÇ KIZ KARDEŞ ORNN'DAN YARDIM İSTER
Bir zamanlar, dünyalarını kurtarmak için Ornn'un yardımına ihtiyaç duyan Üç Kız Kardeş varmış. Halbuki herhangi birinin herhangi bir yerdeki herhangi bir dünyayı kurtarmasına yardım etmek, Ornn'un umurunda bile değilmiş. Bunun sebepleri varmış elbette ama Ornn kimseye anlatmak istemiyormuş. Üç Kız Kardeş yine de günler geceler boyu yolculuk edip yardım istemeye gelmişler.
İlk Kız Kardeş, “Kabilemizin peşinden ayrılmayan, çok güçlü ve kötü büyüler yapan yaratıklar var,” demiş. Gözlerinde hiddet ve savaş varmış. “Her şeyi yok edip dünyayı ele geçirmek istiyorlar!”
Ornn, “Sorun olabilir bu,” demiş. Yine de başını, dövdüğü metalden kaldırmamış.
“Peki bizimle birlikte savaşıp gücünü kullanarak canavarları öldürür müsün?”
Ornn homurdanmış. Bu homurtu, “Hayır yapmam, bu konuda son sözüm bu,” demekmiş. Herkes bunu bilirmiş. Bu homurtuyu duysanız, İlk Kız Kardeş'in bu konuda daha fazla ısrar etmemesinin ne kadar akıllıca olduğunu siz de anlarmışsınız.
İkinci Kız Kardeş, “Bu yaratıklar her hareketimizi izliyor,” demiş. Sesinde umut ve bilgi varmış. “Senden bir zamanlar o güçlü nehrini kazmış olduğun küreğinle dünyanın en derin çukurunu kazmanı istiyorum. Böylece canavarları kandırıp hendeğe düşürür, kendi sorunumuzu kendimiz çözeriz.”
Ornn homurdanmış. Bu homurtu, “Tamam, hendeği kazarım ama herkes derhal susmalı,” demekmiş. Herkes bunu bilirmiş. Bu homurtuyu duysanız, İkinci Kız Kardeş'in bu konuda daha fazla ısrar etmemesinin ne kadar akıllıca olduğunu siz de anlarmışsınız.
Böylece Ornn onlara bir hendek kazmış; çünkü çok derin bir çukur bir manzaraya çok şey katabilir. Ayrıca zaten bir hendek kazmayı planlıyormuş, önerilen yer de buna çok uygunmuş. Ornn hendeği kazmayı bitirince, Üç Kız Kardeş'e tek kelime bile etmeden yanlarından ayrılmış. Çünkü zaten yeterince konuşmuşmuş.
İkinci Kız Kardeş, “Hendek ne kadar da derin,” demiş. “Umarım derinliği yeter.”
Yeni kazılmış olan dipsiz uçurumdan, derinliğini kanıtlamak istercesine şeytani çığlıklar atan bir rüzgâr yükselmiş. Uçurumun uğultusunu duysanız, kimsenin derinliğini ölçmek için aşağı inmemesinin ne kadar akıllıca olduğunu anlarmışsınız.
Kız kardeşler birkaç yıl sonra yine gelmişler. Yaptıkları savaşlardan bitap düşmüş bir halleri varmış.
Bu sefer Üçüncü Kız Kardeş konuşmuş. Buz gibi nefesi Ornn'a eski günlerin soğuk, kuru havasını anımsatmış. “Ey Her Şeyi İnşa Eden Ornn,” demiş Üçüncü Kız Kardeş.
“Her şeyi ben inşa etmedim,” diye terslenmiş Ornn. Yine başını dövdüğü metalden kaldırmadan “Sadece bazılarını ben yaptım,” demiş.
Üçüncü Kız Kardeş sözlerine devam etmiş. “Senden çok basit bir iyilik istemeye geldik. Kazdığın hendek öylesine derin ve geniş ki üstüne tek bir köprü bile yapamıyoruz. Bana asla yıkılmayacak bir köprü yapmayı öğretirsen, köprüyü ben yapacağım.”
Ornn tek kaşını kaldırmış. Üçüncü Kız Kardeş'in gözlerinin ta içine bakmış. Ona güvenmiyormuş çünkü Üçüncü Kız Kardeş'ten büyü kokusu alıyormuş. Büyü de sağlam şeyleri hep zayıflatırmış. “Köprü yapan bir sürü yetenekli inşaatçı var. Gidin onları rahatsız edin.”
Üçüncü Kız Kardeş, “Diğer inşaatçılar bizdeki taşla köprü yapamıyor,” diye yanıt vermiş. “Taşın gökten düştüğünü söylüyorlar ve ne kadar uğraşsalar da işleyemiyorlar.” Sonra Ornn'a bir yıldız metali parçası uzatmış.
Yıldız metalini görseniz, onu ancak Ornn'un şekillendirebileceğini düşünmenin ne kadar akıllıca olduğunu anlarmışsınız. Çünkü yıldız metali de neredeyse Ornn kadar boyun eğmez ve inatçıymış. Ornn kabul etmiş ama yalnız çalışmayı şart koşmuş. Köprünün bedeli olarak da yıldız metalini istemiş.
Üçüncü Kız Kardeş metali Ornn'a vermiş, Ornn da ondan köprüyü inşa etmesine yardımcı olacak bir alet yapmış.
Sadece ve sadece o aleti kullanarak köprüyü inşa etmiş. İkinci Kız Kardeş, Üçüncü Kız Kardeş Ornn'a yalan söylediği için çok üzülmüş; çünkü aslında köprüye falan ihtiyaçları yokmuş. Ornn'a yaptığı aletin nasıl bir şey olduğunu sormuş.
Ornn, “Çekiçlemek için kullandım,” demiş. “Bu yüzden adını 'çekiç' koydum. Bu kadar konuşma yeter.”
Ornn gözden kaybolduğunda Üçüncü Kız Kardeş köprü boyunca yürüyüp, köprünün her yerini etkileyen tuhaf, büyülü sözler mırıldanmış. Bu sayede köprü, dipsiz uçurumun ağzını mühürleyip içindeki canavarları oraya hapseden bir sürgü demirine dönüşmüş. Oysa Ornn haklıymış; üstüne büyü eklenince işinin kalitesi azalmış. Üç Kız Kardeş köprüye müdahale etmese, köprü sonsuza kadar dayanacakmış. Fakat üstündeki tılsımlar, taş işçiliğini yavaş yavaş yıpratmaya başlamış. Yine de yıkılması binyıllar süreceği için bu kimsenin pek umurunda olmamış ve Üç Kız Kardeş bir daha asla Ornn'dan bahsetmemeye yemin etmişler.
Bu sırada Ornn da insanların kendisinden iyilik istemesinden hoşlanmadığını fark etmiş ve küreğini atabildiği kadar batıya atmış. Küreğin nereye düştüğünü kimse bilmez, hikâyesi karanlıklara gömülmüştür.
Sonra doğuya dönüp, kiraz yediği sevgili çatalını atabildiği kadar uzağa atmış. Çatal Koca Deniz'e düşmüş. Kimileri der ki; yıllar yıllar sonra çatalı deniz insanlarının krallarından biri bulmuş ve hâlâ krallığını yönetmek için kullanıyormuş.
null badge
Ornn çekicini gece göğüne doğru fırlatmaya hazırlanmış ama çekicine kıyamamış ve onu alıkoymaya karar vermiş. Ornn'u görüp ona en sevdiği aleti sorabilseniz, çocuk gibi düşündüğünüz için sizi azarlarmış. Halbuki gizli gizli, yaptığı şeyler içinde en çok Çekiç'i severmiş.
Çocuklara, “En sulu böğürtlenler, en etli balıklar şafakta bulunur,” diyorum. “Erken kalkacağız, dinlenmemiz lazım.”
Bir ağızdan itiraz ediyor ve bir öykü daha anlatmam için yalvarıyorlar. Bir tanecik daha.
“Ornn hakkında bildiğim tek bir öykü kaldı,” diyorum. “Onu da başka bir gece anlatalım…”
Ancak tüm günlük işleri bir kere bile yakınmadan yapıp bitirmeye söz verdiklerinde öyküyü anlatmaya razı oluyorum.

IV: TROL VE KOÇ BAŞLI KAPI
Herkes trollerle içme yarışı yapılmaması gerektiğini bilir, değil mi? Siz küçükler bile trollerle iddiaya girmemek gerektiğini öğrenmişsinizdir. Troller sinsi olur ve daima kazanmanın bir yolunu bulurlar. Ayrıca bütün Freljord'lular, trollerin ne kadar çirkinse o kadar şanslı ve kurnaz olduklarını bilirler.
Ne yazık ki Ornn bunlardan hiçbirini bilmiyormuş.
Gudubet Grubgrack dünyanın en yaşlı trolüymüş. Göğsündeki kıllar o kadar uzunmuş ki hiç kesmediği ayak tırnaklarına dolanırmış. Iy! Onlara takıldığı için o kadar sık düşüp burnunu kırarmış ki patlıcan burnu bir de üstüne çarpık çurpuk olmuş. Ağzında iki dişi varmış, bir gözü bozukmuş, diğeriyse hiç görmezmiş. Fıçı gibi göbeği sivilcelerle ve siğillerle kaplıymış. Kokusundan hiç bahsetmeyeyim, yoksa mayalanmış balık yahnisini bir daha ağzınıza bile süremezsiniz.
Grubgrack Ornn'a Ocak-Yuva'nın dışından, “Bana hazinelerimi hırsızlardan sonsuza kadar koruyacak bir kapı yaparsan sana trol içkimden on fıçı veririm,” diye seslenmiş. “Hem de ailemin gizli tarifiyle yapıyorum içkimi.”
Ornn misafirini defetmeye çalışmış ama Grubgrack kapı suratına kapanmasın diye ayağını araya sıkıştırmış. Ornn trolün ayağındaki taş gibi sert nasırların kapının boyasını çizmesini istememiş, bu yüzden de konuşmasına izin vermiş.
Güzellikten olabilecek en uzak yaratık olan bu trol, “Gel seninle bir iddiaya girelim,” demiş. “Bir fıçı trol içkisini ilk bitirenin, diğerinden bir dilek hakkı olsun.”
“Başımdan gideceksen peki,” demiş Ornn. Onu daha içme yarışmalarında hiç yenebilen olmamışmış. O zamanlar bunu herkes bilirmiş, artık siz de biliyorsunuz.
Grubgrack, “En azından lezzetli bir şey içmiş oluruz,” deyip öyle bir gülümsemiş ki Ocak-Yuva'nın sütunlarından biri çarpılmış. Trol, Ornn'un arkası dönükken fıçılardan birinin içine fark ettirmeden bir parça Gerçek Buz koyup bu fıçıyı rakibine vermiş.
Freljord'da adet olduğu üzere neşeyle kadeh kaldırıp içmişler. Trol içkisi Ornn'a çok sulu gelmiş, tadını hiç beğenmemiş. Grubgrack ise hemencecik fıçısını yarılamış. Ornn'un fıçısı hâlâ ağzına kadar doluymuş. Ornn başını geriye atıp, neredeyse boğulacak gibi olana kadar içmiş, içmiş.
O sırada Grubgrack boş fıçısını masaya koyup öyle bir geğirmiş ki fırında yanan ateş yeşile dönmüş! Ornn öksürüp tıksırmış.
“Bir şey mi oldu?” diye dalga geçmiş Grubgrack. “Boğazına mı kaçtı?”
Ornn, içkisindeki Gerçek Buz parçasını fark etmiş. Sürekli eriyip trol içkisini sulandırıyormuş. Ne kadar içse de Gerçek Buz eridikçe fıçı yeniden doluyormuş. Fıçıyı tek eliyle parçalamış.
Trole, “Hile yaptın,” demiş. Sesinde öyle bir öfke varmış ki deprem olmuş ve birkaç ada sulara gömülmüş.
“Elbette!” demiş trol! “Benim gibi çirkin bir trolün, yüce Ornn'a karşı başka ne avantajı olabilir ki?” Aslında troller ne kadar çirkin olurlarsa hayatta o kadar avantajlı olurlarmış. Fakat Ornn, çirkin trollerle hiç muhatap olmadığı için bunu bilmiyormuş. Artık sizler biliyorsunuz küçüklerim. “Anlaşma anlaşmadır,” diye üstelemiş Grubgrack.
Ornn, “Verdiğim sözleri, Çekiç'i tuttuğum gibi tutarım,” diye homurdanmış. “Hileyle yenilmiş olsam bile.”
Böylece Ornn on gün boyunca çalışıp çabalayarak, dünyada yapılmış ve yapılabilecek en güzel kapıyı yapmış. Kapıyı hem kendisinde hem Freljord'un kalbinde olan koç başı motifiyle süslemiş. Kapı sihirden de, kilidini kurcalayacak hırsızlardan da etkilenmiyormuş. Grubgrack kapının kalitesinden o kadar etkilenmiş ki dili tutulmuş. Bilen bilir, trollerin dili neredeyse hiç tutulmaz.
Ornn kapıyı, en çirkin trollerin hazinelerini sakladıkları trol dağının tepesinde olan trol mağarasının girişine takmış.
Sonra Grubgrack'ı hayran hayran baktığı yeni kapısıyla baş başa bırakıp homurdanarak uzaklaşmış.
Grubgrack'ın aklı başına geldiğinde, altınlarını tam bir gündür saymadığını fark etmiş ve endişelenmeye başlamış. Fakat o da ne, kapıyı bir türlü açamıyormuş! Ne yapsa kâr etmemiş.
Bütün gücüyle vurmayı, kırmayı denemiş. Koç başlı kapı kımıldamamış bile. Sonra leş kokulu nefesiyle boyasını soymaya çalışmış. Koç başlı kapı yine hiç oralı olmamış. Son olarak kapının menteşelerini dağdan sökmeyi denemiş ama nafile. Kapı dağa o kadar sağlam çakılmış ki omuz attıkça omuzları acımış ama menteşeler bir nebze gevşememiş. Mağarasının kapısında kalmış.
Grubgrack öfkeyle Ornn'un ocağına dalmış. “Bu ne biçim bir hile?” diye bağırmış. Nefesi o kadar kötü kokuyormuş ki ateş sönecek gibi olmuş.
Ornn, ateşin alevlerini yeniden canlandırırken, “Hile mile yok,” diye cevap vermiş. “Bana hazineni hırsızlardan sonsuza kadar koruyacak bir kapı yapmamı söyledin, ben de yaptım. Kapı, çakıldığı dağ yıkılsa bile ayakta kalacaktır. Kimse kıramaz. Aynı istediğin gibi yaptım.”
“Ama içeri giremiyorum!” diye haykırmış Grubgrack. “Hem ben senden hiçbir şey çalmadım ki!”
Ornn, “Zaman altından daha değerlidir,” demiş. “Yani sen de bir hırsızsın. Benim sözüm işçiliğim kadar sağlamdır.”
Grubgrack senelerce içeri girip hazinesini geri almaya çalışmış ama kapı ona hiç açılmamış. Hatta trol, anahtar deliğini bile bulamamış. Ornn'u faka bastırmasının ebedi hatırası olan koç başlı kapı, her denediğinde ona sert sert bakmış.
Dağlardayken dikkatle kulak kesilirseniz, çığ düşmeden hemen önce ihtiyar, aç gözlü Grubrgrack'ın haykırışlarını bugün bile duyabilirsiniz.
Çocuklar ateşin çevresinde birbirlerine sokularak çoktan uyudular bile. Onları tek tek öksüzler çadırına taşıyorum. Kabilemizin paylaşacak pek bir şeyi yok ama Kışın Pençesi gibi zalim değiliz.
Ateşin başında son kalan çocuk hâlâ uyanık. Yan yatmış.
En kısık sesiyle, “O öyküler gerçek değil,” diyor.
Bu oğlanın bacakları yok. Onu, kendi köyümüz saldırıya uğradıktan sonra, ölmek üzereyken bulduk. Geride bırakamadık. Bırakamadım. Yaralarını güzelce sarıp omuzlarımda taşıdım.
“Bence hepsi uydurma. Ya da... rahat uyuyalım diye değiştirdin.”
Yanına otururken “Öyküler gerçekliklerine ne kadar inanırsan o kadar gerçektir,” diyorum.
“İyi ilahlar var ama biz pek umurlarında değiliz.”
Başımla usulca onaylıyorum. “Neden böyle düşündüğünü anlayabiliyorum ama doğrusu öyle değil. Sana bir öykü daha anlatacağım. Bunu büyükannem bana, ben kadınlığa geçmeden hemen önce anlatmıştı. Hazır olmamı beklemişti; çünkü bu hikaye diğerlerine benzemez. Bana kalırsa sen yeterince görüp geçirmişsin, hazırsın. Sen ne dersin?”
Çocuk başıyla onaylıyor. Onu göğsüme bastırıp anlatmaya başlıyorum.

V: OCAKKANLILARIN ACIKLI ÖYKÜSÜ
Bir zamanlar, Freljord'un bölünmesinden uzun yıllar önce, Ornn'un dağının eteklerinde bir sürü zanaatkâr yaşarmış. Ornn'a taptıklarını iddia ederlermiş ama Ornn'a sorsanız hepsi yanılıyormuş; çünkü ona göre hiç kendisinin yolundan giden kimsecikler yokmuş. Yine de bu halk, kendine küçük bir kasaba kurmuş. Kasabada dünyanın en kaliteli nesnelerini yapmak isteyen insanlar yaşarmış.
Binlerce kişiymişler. El aletleri yaparlarmış. Saban yaparlarmış. At arabası, zırh ve eyer yaparlarmış. Bacalar ve evler inşa ederlermiş. Bu halk kendine Ocakkanlı dermiş; çünkü ne Freljord'un yakıcı soğuğunu, ne de Ocak-Yuva'nın yamaçlarında, çıplak ayaklarının altında kaynayıp duran muazzam sıcağı hissederlermiş. Zamanla dünyanın en iyi zanaatkârları olmuşlar. İşçiliklerinin kalitesini sadece Ornn geçebiliyormuş.
Ornn zaman zaman onların işlerine alıcı gözüyle bakarmış. Ocakkanlılardan birinin yaptığını beğenirse, “İdare eder,” deyip geçermiş. Bu, iyi işçiliğin kendi kendini belli edeceğini yıllar önce öğrenmiş olan Ornn'a göre çok büyük bir iltifatmış. O hikâyeyi de anlatmıştım, hatırladın mı?
Ornn, Ocakkanlıları takdir ettiğini hiç belli etmezmiş ama bağrının derinliklerindeki volkan kalbi bu çalışkan insanlara karşı saygıyla doluymuş. Onun karşısında diz çökmez, ona kurban edilmiş etler sunmazlarmış. Sözlerini yazıtlara dönüştürüp, duymak istemeyenlere zorla okutmak için Freljord'a yaymazlarmış. Sadece sessizce işlerine bakarlarmış. Hayal güçleri kuvvetliymiş, becerikli ve çalışkanlarmış. Ocakkanlılara bakmak Ornn'u gülümsetirmiş ama tabii sakalı yüzünden bunu kimse fark edemezmiş.
Bir gün, kardeşi Volibear Ornn'u ziyarete gelmiş.
Bu dostça bir ziyaret değilmiş; çünkü Ornn'la kardeşinin araları hiçbir zaman iyi olmamış ve hayatları boyunca birbirlerini hiç ziyaret etmemişler. Koca ayı savaşa hazırlanıyormuş. Ordusuna silah lazımmış. Ornn ordunun Volibear'i memnun etmek için garip biçimlere girmiş, ucubeye dönmüş, gözünü kan bürümüş insanlardan oluştuğunu görmüş. Basit, saldırgan, çabuk öfkelenen kişilermişler.
Volibear tüm kötü niyetiyle, “Onlara kılıç ve balta yap,” diye buyurmuş. “Zırh da yap. Seni memnun ederim.”
Ornn, “Hayır,” demiş. Volibear'in çıkaracağı savaşa hiçbir şekilde dahil olmak istemiyormuş.
Volibear, “Öyle olsun,” demiş. “O zaman takipçilerin yapsın. Umurumda bile olmaz. Dediğimi yaptır. Ben senin kardeşinim.”
Ornn buna o kadar sinir olmuş ki koca boynuzlarında lavlar parlamış. “Dağ eteklerindeki kasabada yaşayanlar benim takipçilerim değil. Kendi istekleriyle çalışıyorlar. Sessiz ve çalışkanlar. Hepsi bu kadar.”
Oysa Volibear kardeşinin umursamaz sözlerinin altında yatan ateşli yüreği görmüş. Volibear bütün kusurlarına rağmen karşısındakinin içini okumakta maharetliymiş.
“Yine de her şeyleriyle sana benziyorlar.”
Ornn'un boynuzları önce kızıl kor, sonra akkor kesilmiş. “Seni bir daha görürsem, canını çıkarana kadar döverim Volibear,” diye hırıldamış. Bu tehdidi duysan, Volibear'in o an oradan gidip bir daha dönmemesini çok akıllıca bulurmuşsun.
Ama Volibear kavgaya bayılırmış, ayrıca pek de akıllı değilmiş. Böylece, Ornn'un atölyesinin duvarından bir zırh parçası almış.
“İstediğimi yapmazsan, ben de zorla alırım.”
Bunun üzerine Ornn Volibear'in üstüne atılıp ona boynuzlarıyla vurmuş. O kadar kuvvetli bir darbeymiş ki dağın zirvesi sarsılmış.
Volibear de tam da bunu istiyormuş zaten. Yüzyıllardır, Ocakkanlıların ağabeyine özgürce verdiği sevgiyi kıskanırmış. Savaşçı ayının kanına dokunuyormuş bu.

Sekiz gün sekiz gece dövüşmüşler. Öyle şiddetli dövüşmüşler ki dağın temelleri bile sarsılmış. Kavgaları öyle vahşice olmuş ki Ocak-Yuva'nın zirvesinden erimiş taşlar yayılmış. Dağın yamaçlarına şimşekler yağmış ve uçurumlardan lavlar püskürmüş. Gökler karaya ve kızıla boyanmış. Yerler zelzeleye uğrarken, yaylalardan dünyanın kanı akmış. Freljord'un her yerindeki insanlar, Ornn'la Volibear arasındaki kavganın sonuçlarını görmüşler.
Duman dağıldığında, dağın zirvesinin yok olduğu ortaya çıkmış. En fenası ise tüm Ocakkanlıların ölmesiymiş. Kasabaları da üstünden dumanlar tüten bir harabeye dönüşmüş ve hatıraları silinmeye başlamış.
Bir zamanlar Ocak-Yuva denen dağ yarısı, yüzyıllar boyu sessiz kalmış. Şimdi, arada sırada, bir zamanlar zirvenin bulunduğu kraterden duman tüter. Bazıları dumanın, Ornn'un dünyanın içindeki ateşler sönmesin diye yaktığı ocağın bacasından çıktığını söyler. Bazıları da bir gün ortaya çıkaracağı çok güçlü bir silah yapmakta olduğuna inanır.
Kimileri ise Volibear'in Ornn'u öldürdüğüne inanıyor; çünkü o gün bu gündür Freljord'da hiç görülmedi.
“Böylece Ornn'un adı da öyküleri de zaman içinde unutuldu ve tarihten silindi. Geride kalanlar sadece ateş başında balık yerken anlattığımız bu birkaçı.”
Bacaksız çocuk bana bakarak, “Bu hikaye çok acıklıydı, demek ki en doğrusu bu,” diyor. Gözünden bir damla yaş akıyor. “Sence Ornn'a ne oldu?”
“Bence, Yüce Zanaatkâr döndüğünde, dünyayı yeniden kuracak,” diyorum.
Çocuk gülüyor. “O günleri görebilecek miyim acaba.”
“Belki görürsün. Ocakkanlılar için gözyaşı dökme. Sayıları bir zamanlar gökteki yıldızlar kadar çok olan, zamanın ve savaşların belleklerden sildiği öykülere üzül. Bu öyküleri sen de anlat ki çocuklarımızın çocukları bile atalarımızın seslerini duysun ve yüreklerimizdeki ocağın ateşini harlatsın.”
Kendi yüreğimde, büyükannemin gülümsediğini duyumsayabiliyorum.
İçimi ısıtıyor. Çıplak ayaklarımın altındaki soğuğu hissetmiyorum.